bu ülkede aydın adı altında birleştirici etkisini sadece kimin yazısı daha çok okunacak, galata altında, cihangir'de kahvede kimin masasına daha çok insan oturacak kavgasında kullanan insanların değerli görülmesinden ötürü özür diliyorum!
bu ülkede geçmişini araştırmayan, geçmişinden olabildiğince uzak yaşayan, geçmişle ilgili her şeyi sağda solda, nispeten daha fazla araştırma yapmış olan insanlardan duyduklarıyla kabullenen gençlerin nüfusun büyük bölümünü oluşturmasından ötürü özür diliyorum!
ırkçılığı, ayrımcılığı ve her türlü faşistliği kendilerine rant sağlayacak birer basamak olarak gördükleri için durulmuş suları bile hiç düşünmeden bulandıran insanların bugün gazetelerde, televizyonlarda güzel isimleriyle boy boy saltanat sürmesinden ötürü özür diliyorum!
ermeni soykırımını kabul ettirmeye çalışırken, ermeni mezalimini ağzına almayan götlere inanan insanlarla aynı caddede yürüdüğüm için özür diliyorum!
aynı şekilde doğrusuyla yanlışıyla türk olmanın dünyanın en muhteşem şeyi olmadığını, bir ülkeyi sevmenin ırkçılık boyutunda olmaması gerektiğini, kendi ülkeni sevmenin "ya sev ya terk et" mantığıyla asla ama asla yürütülemeyeceiğini anlayamayan götlerle aynı caddede yürüdüğüm için de özür diliyorum!
lobi faaliyetleri sayesinde her ne kadar bu ülkenin en zengin, en refah, en lüks, en üst kademede yaşayan insan grubu olmasına rağmen ermeniler'in zavallı azınlık olarak görülmesinden ve diğer azınlıkların esamesinin bile okunmamasından ötürü özür diliyorum!
laz'ı, çerkez'i, boşnak'ı, arnavut'u, gürcü'sü ve sayamadığım diğer bütün azınlıklar bu ülkenin bir parçası olmaktan gurur duyup iyisiyle kötüsüyle tarihi tarihçilere bıraktığı halde, geri kalan 1-2 azınlığın savunucularının sürekli olarak huzursuzluk çıkarmasından mütevellit bu ülkede yaşayan tek azınlık onlarmış gibi davranılmasından ötürü hepsinden özür diliyorum!
her fırsatta bir koz gibi kullanılan ermeni soykırımını "ırkçı, ayrımcı, faşist, insanlık dışı" olarak gören insanların sadece tek yönlü kaynaklardan yararlanması ve bu kaynakların fransa, amerika, ermenistan, yunanistan gibi ya taraflı ya da diaspora yönetimindeki tarihinde sayısız sömürge, ırkçılık ve insanlığın fersah fersah uzağında ulan ülkelerden seçilmesinden ötürü özür diliyorum!
her nedense ermeni'den çok ermeni, yunan'dan çok yunan, kürt'ten çok kürt, peygamberden çok müslüman olan insanların söylediklerini can kulağı ile dinlerken, mantıklı konuşan insanların çığlıklarını bir türlü duymayanların bu ülkede çoğunluk olmasından ötürü özür diliyorum!
...ve son olarak, o gün orada damarlarındaki kan ne kanı olursa olsun; ister türk, ister ermeni, ister laz, ister çerkez, bu lanet olası savaşın içinde yitip giden gencecik bedenlerin içinden eksilen ruhlardan özür diliyorum!
çünkü burda sizin etinizi yiyen, sizin kanınızı içen, sizin ruhunuzla beslenen orospu çocukarı, sizin aranızda olup bitmiş şeyler üstünden para kazanıp sonra da özür diliyorlar!
kesinlikle ciddi ve üstünde çok düşünülmesi gereken bir konu. tedavi söz konusuysa asla ama asla bir estetisyen tek çözüm olamaz. bu yüzden iyi bir estetikçinin yanı sıra gidilen doktorun aynı zamanda çok başarılı bir kulak burun boğazcı olması gerekmektedir.
PKK'nın Aktütün olayı için "9 arkadaşımızı kaybettik" açıklamasının yer aldığı internet sitesinden bir haber başlığıdır. Sitenin ve editoryal zihniyetinin ne konseptte olduğu zaten gayet açık. Komünizmin daha doğrusu soyalizmin ne şekilde savunulacağını yalan yanlış öğretmeye çalışan insanların "eziliyoruz, dışlanıyoruz, vuruluyoruz" diye ağlarken, tek gözüyle kendi halkına nişan almasını bir şekilde anlamayan bu kuş beyinliler ne yazık ki bu konuda haklıdırlar.
En iyi savunmanın saldırmak olduğunu düşünen bu yayın organının belirttiği gibi Kürt Çocuklar çocukluklarını yaşayamamaktadırlar. Haber içeriği olarak baktığınızda tamamen taraflı olması neticeyi değiştirmemektedir. Bu çocukların her an karışmaya müsait bir ortamda yaşadıkları gayet açık. Diken üstünde bilye oynamak, top diye çuhadan bir öbeği iple bağlamak, en büyük eğlence olarak çember çevirmek bir çocuk için ne kadar yeterlidir... Peki ya eğitim? Sitede suçlanan Türkiye Cumhuriyeti'nin gönderdiği ve çocukluğunu yaşayamayan o küçümenlerin ağabey ve ablaları tarafından vurulan öğretmenlerin veremediği o eğitim? Bunun suçlusu kim peki?
Provokasyonu geçin artık dostlar. Taraflı mecra ve medyumların kendi bağnazlıklarını size kabul ettirmelerine izin vermeyin. PKK'nın sitesinden haber alırken içeriğini düşünün, onların yazdıklarını değil. Kendi beyninizi kullanın başkalarınınkini değil. Aynı şekilde faşist sitelerden yazı alacaksınız bunu gözetin, Kürt ozanını dinlerken de, Türk şairini okurken de. Belki o zaman ordaki çocuklar uzaktan kumandalı arabalarla oynayabilecek beton bisiklet yolları yapılmış parklar bahçeler bulabilirler etraflarında.
otuzlu yaşlarına gelmiş bir adam için zordur babasının ölmesi... her yaşta zordur aslında ama bu yaşlarda daha çabuk anlıyorsun babanla birlikte nelerin senden kopup gittiğini.
yıllarca kanser denen illetin pençesinde an be an eriyip gittiğini görürsün o hayat dolu adamın. ne kadar kötü olsa da durumu "daha iyi" dersin soranlara. onun yanına her gittiğinde moralini düzeltmek için senin bile inanmadığın bir sürü şey söylersin. söylersin ki kendini daha iyi hissetsin, sen inanmasan bile o inansın. mucize yaratmaya çalıştıkça yayılır kanser vücudunda. sana saldırsa bu hain hastalık o kadar koymaz da, babana zarar verdikçe sen hissedersin acısını.
sonra günler günleri kovalar ve bir gün baban için son gün olur. yatağında zorlukla nefes alıyordur. ağrıları yüzünde görünür. onun canı yandıkça senin boğazında düğümlenir bir şeyler. ıstırap denilen şey bu olsa gerek. ağlamamak için tuttukça kendini daha çok zorlar boğazına düğümlenen acı. güçlü görünmeye çalışırsın babanın son anlarında. sonra birden bire gözleri boş bakar babanın. son nefesinde bile yük olmak istemez, üzmek istemez kimseyi. "iyiyim" der zorlayarak kendini. tut nefesini! sakın ağlama! zorlarsın kendini... bir şeyler yapabilmek için koşturursun sağa sola amaçsızca. nafile çabaların gelen ambulansın sesiyle bölünür. son sürat gidilen hastanede başlar bitmek bilmeyen bekleyiş. kapı her açıldığında doktorları hemşireleri görürsün perdeyle kapatılmış yatağın başında. merakla içeri başını uzatırsın. korkuyla bakarsın en güvendiğin adamın bilinçsiz yatan bedenine.
sonra...
sonra bir doktor çıkar kapıdan. o anda anlarsın aslında ne olduğunu. sorar zaten hastanın yakınları kimler diye. oğluyum ben dersin. yalnız konuşmak için gönderir diğerlerini. hayatla ölüm arasındaki seçimini söyler 30 yılına damga vurmuş adamın; "hastamızı kaybettik!".
bir anda kapkara bir duman sarar her yerini. ama zifiri bir duman bu. gözyaşlarından değil de bu kara dumandan göremezsin etrafındaki hiçbir şeyi. onca sene beklediğin şey bu olamaz. hazırlıklı olduğun şey bu olamaz. çünkü bu başka bir şey. çok daha büyük, çok daha farklı kendini hazırlamak için defalarca düşünüp provasını yaptığın şeyden. dışarıda bekleyen annen yüzünde öyle muazzam bir dehşet görür ki olduğu yerde yığılır kalır daha tek kelime edemeden. düşünemezsin o anda. düşünmek istemezsin. rüyanın bitmesini istersin sadece. bir an önce uyansam da bitse bu yaşananlar dersin.
otuzlu yaşlarda zordur babanı kaybetmek. ailenin dayanak noktası sen olursun aniden. sen ağlayamazsın, sen üzgün görünemezsin, sen güçsüz olamazsın. herkesten daha çok ağlamak istesen de, hepsinden daha üzgün olsan da, herkesten daha güçsüz kalsan da sen dik durursun.
saatler sonra elinde bir çanta ve çantanın içinde babanın eşyalarıyla dönersin eve. evdekiler kız kardeşinin yanında olanlardan habersizmiş gibi davranmışlar, kötü haberi vermek için senin gelmeni beklemişlerdir. bir şey söylemezsin... ağzın açılmaz bile. sesin çıkmaz ki zaten. sarılıp hüngür hüngür ağlamasını dinlersin kardeşinin.
o gece bitmez.
gün döner. seni o gün çok zor bir görev bekler. babanı gömmek sana düşer. her şeyiyle sen ilgilenirsin. her işlemde bunların gerçek olmadığını düşünürsün ama aslında attığın her adımda babanı toprağa bir adım daha yaklaştırırsın. son görev denilen o acı tecrübeyi sen yaşarsın en yakından. her şey tamamlanıp bütün işlemler tamamlandıktan sonra babanla son kez buluşmak için yol alırsın morga doğru. soğuk çekmecesinde bütün akşam yalnız başına kalmış olması bile gözlerini buğulandırır. ya ölmemişse... ya morgda uyanmışsa düşünceleri yer bitirir içini.
hazır olunca çağırırlar seni içeri. babanın bembeyaz olmuş vücudu soğuk bir odada metal bir masa üstünde yüzünde daha önce hiç görmediğin o ifadeyle öylece yatmaktadır. her şeyi bir kez daha yaşarsın o anda. son kez başını okşarsın... babam dedikçe sesini duymak istersin, daha sert okşarsın başını... daha çok bastırırsın elini! uyansın diye yanaklarını seversin. af dilersin babandan o anda. daha fazla yanında olamadığın için, onu ne kadar çok sevdiğini daha fazla gösteremediğin için, bilmeden onu üzdüğün için. yalvarırsın babanın buz kesmiş bedeni başında.
babanızın tabutunu taşıdınız mı hiç?
toprağa götürüp o çukurun içine girip kucağınızda bundan sonra hiç uyanmayacağı bir yere yatırdınız mı?
üstüne kendi ellerinizle toprak attınız mı?
ben bundan 45 gün önce yaptım bütün bunları...
doktorların dediği gibi "hastamızı kaybettik"... ama yanılıyorlar.
onlar hiçbir şey kaybetmedi.
ben kaybettim.
hayatımın bundan sonrasını, doğacak çocuklarımın dedesini, en komik fıkralarıma gülecek adamı, annemin kocasını, kardeşimin babasını, gelecekteki karımın kayınpederini, akıl hocamı, başarılarımda gurur duyacak insanı, söyleyemediklerimi, söyleyeceklerimi, duyamadıklarımı, sohbetlerimi, kahkahalarımı, üzüntülerimi, sevinçlerimi, dayanak noktamı... her şeyimi!
son zamanların en gözde konusundan dallanıp budaklanan kılcal damarlardan birinin kesiti gibi bu olay adeta. o ufacık evde yaşananlar, 2-3 kişiye yapılanlar aslında türkiye'nin her karışında yaşanmaya müsait olayların bir tanıtım filmi gibi. gerçek ya da değil. sorun bu olmadı yazılanları okurken. aslında kamçıyla dövüle dövüle sorun dolu bir arabayı çekmeye mahkum edilmiş eşekler gibiyiz. teşbihte hata aranmaz dostlar, siz birazcık kulak verin bana yeter.
şimdi kesit dedik, örnek dedik, ufak bir modeli dedik yaşananlara. olaylar değişiyor, coğrafyası değişiyor, dozu değişiyor, büyüklüğü değişiyor ama konu kürt-türk kakışması, itişmesi olunca nedense cümleler hiç değişmiyor. kürtler gözüyle bakmayı tercih edenler anında pkklı, türkler gözünden bakmaya meyilli olanlar hemencecik faşist oluyor. işte asıl sorunumuz budur. bunu nedense bir allahın kulu da görmek istemiyor. her iki taraf için de söylüyorum; demokrasi mi? demokrasi... özgürlük mü? özgürlük... hür irade mi? hür irade... o zaman diyorum ki ben ikinizden de nefret ediyorum! evet... faşistlerden de nefret ediyorum, pkklılardan da nefret ediyorum. öldürün birbirinizi, yiyin, yok edin. ama bunu gidin boş bir arazide yapın, kimsenin olmadığı bir tarlada yapın, terkedilmiş bir evde yapın.
yıllardır anlamadınız, biliyorum şimdi de anlamayacaksınız ama bir kere daha nefesimi boşa tüketeyim ben; her iki tarafın da birbirinden haberi yok! biriniz diğerine ateş püskürüyor, nefret kusuyor ardından da mermileri boşaltıyor, diğeri daha çok nefret ediyor, işkence ediyor, bomba yağdırıyor... hesapta oturup konuşma anlaşma safsataları 3-5 tane lümpenin ağzından şiir gibi süzülürken bunca hengame arasında sadece bekledikleri alkışları duyabiliyorlar.
marjinal vızıltıları ile yazın tepemizde uçuşan sivrisineklerden bile rahatsız edici olan bu arkadaşlar, sanki bu tarz olayları erketede bekler gibi hazırlanıyorlar sanırım. daha kimi, neyi savunduğunu bile bilmeden, farazi yaklaşımlarla öyle lak lak ediyorlar ki, bunları alıp olayın failleri ile karşılıklı oturtsak ne bok yerler bilemiyorum. adam kalkmış, dağdaki okuma yazma bilmeyen, daha donunu toplamaktan aciz, ne için silan kuşandığını anlamaktan çok uzak serseriyle, okumuş, çalışmış, kendisini eğitmiş, ailesine bakmış, huzuru bozmak yerine huzur sağlamak için ter dökmüş kürt vatandaşını bir tutuyor. diğeri bundan farklı değil... televizyondan başka yerde görmediği çiçek çocukları kapitalizmin kucağında noel babadan hediye dileyen veletlerden farkı kalmadığını bilmeden hala barış, kardeşlik, dostluk aracılığı yapmaya çalışıp "oo man what'da cool guy" saygısı kazanmaya çalışıyor.
bu tipler nerde kürt lafı geçse, nerde türk lafı geçse atlayıp hemen insanların genlerini kapıştırıyorlar. başkasının penisi ile ilk gece heycanını kursaklarında bırakmak istemem elbette ama haberleri olsun en büyük sorun kendileridir. bu ülkede, her ülkesini seven insanı sen faşist diye nitelendirirsen, bu ülkede her kürt'ü sen terörist diye tanırsan işte o zaman en büyük ayrımcı pezevenk sensindir....
(bu yazının sonunda ulan bu bana mı bir şey dedi yoksa diye düşünen varsa emin olabilir ki evet ona dedim)
Fransa'da kurulmuş, dünya gazetecileri ve derneklerini koruma, haklarını savunma, global platformda gazetecilik örgütlerini temsil etmek gibi düsturlar güden topluluk. 5-6 yıl evvel bir metroda, yere dünyadaki savaşların başlamasına neden olan liderler ve diktatörlerin resimlerini bir dünya haritası üzerinde yerleştirmişler ve o zamanki genel kurmay başkanının* fotoğrafı da Türkiye haritasına oturtulmuştu. Bir sürü olay falan çıkmıştı da fotoğrafı kaldırmışlardı.
sevmek için yazılmış sözler. en başlarda sadece içindeki bir duyguyu, insanın kendine söylemesi; sevmek... unutmak belki de diğerlerini, diğer sevgilerini, sevdiklerini. neye göre çok olduğunu düşünmeden bilmeden ama umarsızca. beklenmedik bir anda bir ayrılık ile anlarsın gerçek sevginin değerini ve içindeki bütün bozuk sözleri kusarsın dışarı. temizlenir, saf kalırsın! onunla başbaşa, en başta koyduğun yerde o ve sen. sonra anlarsın işte onu ne çok sevdiğini. anlarsın sevilenin en çok o olduğunu. ve sadece nefesini bunun için kullanırsın artık, bunu söyleyebilmek için... "seni çok seviyorum"
yazılanların hepsi yalan olmakla beraber sadece uludağ sözlük yazarlarını bağlamaktadır. sitede yazanlar birinci dereceden el emeği göz nuru olup yürütülmesi durumunda iş bu kişi uludağ a tatile ıssız bir kulubeye davet edilecek 'ben içerdeyim gel canım nedir bu nedir problem' denilip uludağ gazozuna ilaç konmak suretiyle etkisiz hale getirilecek ve sonra ibreti alem için bilimum dağ hayvanatına yem yapılacaktır. ayrıca soğuk içilmesi tavsiye olunur ve bundan doğabilecek bir boğaz tahribatı durumunda bana ne denilir. feci şekilde bir ek$i sözlük klonudur. in this page you can find information about . Copyright of the articles are belong to their authors.